ataturk Imzali

2012 den itibaren ziyaretci

Besucherzaehler  

BAYRAK4
Tercan

 

İstanbul`da Hava durumu

Click for Istanbul, Turkey Forecast  

Harita Buyuk
NÜFUSU                                       37.408
Yüz ölçümü                                   1592 M2
RAKIM                                          1425 M
Ş.MERKEZİNE UZAKLIĞI        88 Km
  
Eski bir tarihi olan ilçe, Urartu, Asurlular, Medler-Persler, Büyük İskender ve Romalıların eğemenliğinde kalmıştır.
1473 yılındaki Otlukbeli savaşıyla Osmanlı’ya katılan bölge, 1512 yılında Safevilerin eline geçmiştir. İlçe, Kanuni Sultan Süleyman zamanında tümüyle Osmanlı hakimiyetine girer.
İlçede bulunan Tercan barajından, enerji üretimi ve arazi sulama yönünde faydalanılmaktadır. Tercan ilçemizde, Sümerbank ayakkabı fabrikası ve un fabrikası bulunmaktadır.
           
TARİHİ VE TURİSTİK YERLERİ
 
MAMAHATUN TÜRBESİ
 
Tercan ilçesinde bulunan ve. Saltuklu eğemenliği dönemine ait olan türbenin, 1192 yılında ölen Saltuklu Erzurum sahibesi Mamahatun için yaptırıldığı sanılmaktadır.
Planı ve mimari özelliği ile dikkati çeken yapının, kapısı üzerindeki kitabede, Ahlat’lı  Ebu’l-Nema Bin Mutafattal'ın eseri olduğu yazılıdır. Anadolu mimarisi içinde tek örnek   olan yapı, ortada ana kümbet ve çevresindeki dairesel duvarı ile iki bölümden oluşmaktadır.
         Çevre duvarı onbir nişli olup, bu nişlere, Mamahatun'un yakınlarının sandukaları yerleştirilmiştir. İki katlı olan kümbet bölümü dıştan sekiz bükey dilimler ve köşelerinde ince sütunlarla son bulmaktadır. Kümbetin altında da çapraz tonozlu mezar odası vardır. Üst kattaki mescide 7 basamakla çıkılmaktadır. Taç kapı mukarnas dolgu, geometrik motifler, çok dilimli özetler ve dörtlü düğümlerle bezenmiştir. Bordürlü dikdörtgen niş içindeki mazgal pencereleri, üzüm salkımı, palmet, rumi süslemelidir.
           
MAMAHATUN  KERVANSARAYI
 
Planı ve mimari özellikleriyle 12. yüzyılın sonunda yapıldığı Mamahatun Kervansarayı; Mamahatun Türbesinin 30 m. doğusundadır.
Sarımsı renkte, düzgün taş bloktan yapılan yapı, çevre duvarı konik kubbeli 16 silindirik yarım kule ile çevrelenmiştir. Sivri kemerli taç kapısı, girişin sağ ve solundaki dikdörtgen planlı ozlu odaları vardır. Ortada üstü açık avlu, kuzey ve güneyinde yük hayvanları için uzun odalarla bir dizi hücre bulunmaktadır.
PEKERİÇ KALESİ (ÇADlRKAYA)
 
İlçenin Çadırkaya beldesinde bulunmaktadır. Yaklaşık 100 metre yüksekliğinde doğal, kayadan oluşmaktadır. Kayaya oyulmuş odalar, merdivenler, sarnıçlar bulunmaktadır. Surlardan günümüze çok azı gelebilmiştir. Kalıntılar buranın çok eski bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir .
 
ABRENK (VANK) KİLİSESİ  
 
Üçpınar Köyü yakınlarındaki Vank dağının güneydoğusunda, çukurca bir alan içerisindedir. Giriş kapısının üzerinde 1854 tarihi geçmektedir. Kilise ile birlikte bir şapel ve iki tane de dikili taş bulunmaktadır. Bu taşlar, mimarisi ve bezemesiyle dikkat çekip, XII. yy. dan sonra Selçuklu Prensi Nasurettin dönemiyle tarihlenen kitabeler taşırlar.
           
KEFRENCİ TAPINAĞI
 
İlçenin Oğulveren Köyündedir. Bezemeleri önem taşımaktadır. Yapı İran özelliğine sahiptir.
           
KÖTÜR KÖPRÜSÜ
 
Tuzla suyu ile Karasu'nun birleştiği yerdedir. Tümüyle yontma taştan olan yapının günümüzde sadece ayakları mevcuttur.
           
OKLU BABABA
 
İlçeye 20 km. uzaklıkta, Çadırkaya Beldesinde bir tepe üzerinde taşlarla kaldırılmış bir mezardır. Savaşta ok ile şehit düşmüş ermiş bir zattır.
            
AĞ BABA
 
İlçeye l5 km. uzaklıkta Akyurt köyündedir. Ağaçlık ve sulu bir mesire yeridir. Kutsal sayılan bu yer halk tarafından ziyaret edilmekte ve kurban kesilmektedir.A
                               ERZINCAN
 
İlçeye l5 km. uzaklıkta Akyurt köyündedir. Ağaçlık ve sulu bir mesire yeridir. Kutsal sayılan bu yer halk tarafından ziyaret edilmekte ve kurban kesilmektedir.A
 
HALK OZANLARI
           
Erzincan Halk ozanlarından yapıtları günümüze ulaşanlar,  
·           
Şemsi Hayal
Salih Baba
Aşık Davut Sulari
Kemahlı Tahir
Aşık Beyhani
Aşık Müslüm Akbaba
İsmail Daimi'dir.
            Maniler:  Yöremiz manileri, sevgi, gurbet-sıla özlemi, elem ve ızdırap duygularını dile getirir. Genellikle kadınlar tarafından söylenen maniler ve mani söyleme geleneği bugün ilimizde tamamen unutulmuş durumdadır.
 
Yüce dağ başında seni beklerim
Yüküm yıkılınca  gene yüklerim
Kömür gözlerini sevdiğim yarim
Senden ayrılalı arttı dertlerim
                                            
                      Seher yeli her yerlerden serindir
                      Yardan ayrılanın derdi derindir
                      Ağlama güzelim dökme yaşını                    
                      Gider de gelirim Mevla kerimdir
Çıktım eşik arası
Buldum atlas parası
Tez buldum tez yitirdim
Nedir bunun çaresi
 
EFSANELER
 
Erzincan efsaneleri genellikle ermiş olarak nitelendirilen kişi çevresinde toplanır. Dini efsaneler dışındaki yöre efsanelerinin konularını ise insanlar, yaşadıkları yerler ve tabiat konuları içerir.
ERZİNCAN EFSANELERİNDEN
 
Asuman ile Zeycan
 Erzincan'da Kaleli Bey'le kethüdası Derviş Ahmed'in çocukları olmaz. Bey'in bu durumdan yakınması üzerine kethüda, “Çıkıp dolaşalım belki ağzı dualı bir dervişe rastlarız, derdimize çare bulur”der. Birlikte yola düşerler. Yaylada rastladıkları bir dervişe içlerini açarlar Derviş onlara birer elma verir. Elmanın yarısını kendilerinin yemesini, yarısını da karılarına  yedirmelerini söyler. "Kimin kızı olursa, öbürünün oğluna versin" diyerek ortadan kaybolur
İkisi de denileni yapar.  Beyin bir kızı, kethüdanın bir oğlu olur. Çocuklar birlikte büyüyerek, okul çağına erişir. İkisinin de henuz adı konmamıştır. Bir gün Bey'le kethüdanın yaylada rastladıkları derviş  gelerek oğlana Asuman, kıza Zeycan adını verir.
 
            Bir rastlantı sonucu annesinden, Asuman'ın kardeşi değil nişanlısı olduğunu öğrenen Zeycan ona yakınlık duymaya başlar. Asuman'da Zeycan'ı sevmektedir. Onların bu tutkularını bilen bir kadın, durumu beye bildirir. Bey öfkelenerek kethüdayı ve oğlunu konaktan kovar.
            Asuman babasını göndererek Zeycan'ı istetir. Bey önce kabul eder ancak karısı razı olmaz. Bunun üzerine olumsuz yanıt verirler. Bir gece iki genç düşlerinde ak sakallı bir derviş görür onun elinden "Aşık Badesi" içerler. Her ikisi de şiir söylemeye başlar. Bu düş üzerine duygularını birbirlerine şöyle anlatırlar.
           
Asuman:        İstemem tabibi peymane buldum  
                      Çaresiz dertlere düştüm ne dersin?
                      Hakkın himmetiyle ummane daldım
                      Bahar seli gibi çoştum ne dersin?
           
Zeycan:          Dün gece seyrimde oldum divane
                       Varlığım kırkların yoludur yolu
                        Eli bağlı durdum Ande "divan"ına
                        Sundular bir kadeh doludur dolu
 
Tüm çabalarına karşın sevdiğine kavuşamayan Asuman, sonunda gurbete çıkar. Giderken mendilini Zeycan'a vererek, vedalaşır. Zeycan'da anmalık olarak yüzüğünü ona verir.
           
Kaleli Bey kızını da alıp yaylaya çıkmıştır Asuman'ın yolu buraya düşer. Tanınmamak için bir çobanla giysilerini değiştirir Bey onun kızıyla aşıklık sınavına girmesini ister. Asuman, kaybedenin öbürüne kul olması koşuluyla kabul eder. Karşılıklı söyleşirler, sonunda Zeycan yenilir. Ancak bey kızı vermemekte kararlıdır. Asuman tekrar yollara düşer. Bey olanları anlatıp kendisini  karalamasından korktuğundan Asumanı öldürtmek ister. Adamlarına onu öldürüp, kanlı gömleğini getirmelerini buyurur Adamlar Asumanı yakalar. Asuman son bir kez Zeycan'ı görmek için yalvarır. Adamlar kabul eder. Asuman yüzüğü gösterip kendini tanıtır. Zeycan adamlara yalvararak sevdiğinin canını kurtarır, beye de kanlı bir gömlek götürürler. Asuman yine yollara düşer. Bir dağ başında tipiye tutulur ve kendini kurtarması için tanrı'ya yakarır. İmdadına yetişen derviş onu kurtarır ve isteği üzerine Asumanı Basra'ya ulaştırır. Asuman burada Afyoncu Dede'nin kahvesine yerleşir ve şiirler söyler. Ünü çevreye yayılınca herkes kahveye gelmeye başlar. Bundan hoşlanmayan diğer kahve sahipleri, bir kocakarıdan Asumanı yoketmesini ­ister. Kadın Asumanı bahçesindeki kuyuya atar. Burada söylediği şiirlerle yardım dileyen derviş Asuman’ı derviş  kurtarır.
           
Asuman Derviş'e, sevdiğinden haber getirmesi için yalvarır. Derviş gelip Zeycan'ı görür ve Zeycan sevdiğinden aldığı mendile gül dokuyarak dervişle gönderir. Anmağını gören Asuman'ın özzlemi dayanılmaz olur ve dervişten kendisini Zeycana kavuşturmasını ister. Birlikte Erzincan'a gelirler. Bu sırada Zeycan'ın düğünü yapılmaktadır. Zeycan, aşık olarak konağa giren Asuman’dan  yardım ister. Asuman başından geçenleri valiye anlatır. Vali Timurpençeden Kaleli beyi öldürmesini ister. Asuman buna engel olur. Dervişin atının bastığı taprağı babasına götürünce  kethüdanın gözleri açılır. Beyle anlaşmazlıklarını unutarak tekrar kardeş olurlar.
           
Asuman ile Zeycan ise yedi gün yedi gece süren bir düğünle evlenir ve yaşamlarının sonuna kadar mutlu yaşarlar.
 
ATASÖZLERİ
         Yöre halkı, deneyimlerini dünya görüşünü ve değerlerini, az ve öz sözle ata sözlerini yansıtır. Yöremizde sıkça kullanılan atasözlerinden bazıları şunlardır:
            Bir sözü söylemeden sonuçlarını düşünmek gerekliliği  "Boğaz dediğin otuz iki kerttir, düşün düşün söyle" atasözüyle anlatılır.
            Elden  çıkarılması istenmeyen bir şeyin, tehlikeye açık durumlardan uzak tutulması gerekliliği “Dere yanında tarla alma sel için, kırkından sonra kız alma el için" atasözüyle anlatılır.
            Amacına ulaşmak için sabreden kişinin, bunun karşılığını göreceği "Tekneyi bekleyen çöreği yer” atasözüyle vurgulanır.
            Kimi kurnaz kişilerin, adı kötüye çıkmışlardan daha zararlı olabileceği "Kurdun adı yamana çıkmış, tilki vardır baş kesen" atasözüyle anlatılır.
            “Az ateş çok odun yakar" atasözü, küçük bir tehlikenin, elverişli ortamda büyük zararlar doğuracağını vurgular.
            Tehlikeli bir durum ortaya çıktığında, ondan uzak kalmanın yollarını aramak gerekliliği “Baktın kar havası, eve gel kör olası” atasözüyle dile getirilir.
            Bir kimsenin      ya da bir şeyin değerinin, kendisindeki niteliklerle artacağı, “Bıçağı kestiren  kendi suyu, insanı sevdiren kendi huyu" atasözüyle belirtilir.
ALKIŞLAR VE GARĞIŞLAR
Yerel dil özelliklerini belirgin olduğu bir kaç alkış ve karğış örneği
 
Daha nice bayramlara çıkasan
Elin gözün dert görmiye
Allah su gibi muradıy vere
Allah kesene Halil İbrahim bereketi vere
Gurban olduğum Allah  dırnağıy daşa tohundurmaya.
 
 
Hırtliğe şiş aha
Zıkkımın kökünü yiyesen
İki göze mil aha
Etdüğü çekesen oğlan, itler gibi uluyasan
Oy yetişmeyesen sabaha çıhmayasan
 
BİLMECELER
 
 Ortak ürünler içinde önemli bir yer tutan bilmeceler, sorma geleneği canlılığını korumaktadır. Yöre bilmecelerinden birkaçı:
 
Memmen ayaklı
Menteşe dudaklı
Dordor  yüzlü
Divane gözlü (Deve)
Dört köşedir beş değil
Başı sudan hoş değil (Sabun)
 
HALK TÜRKÜLERİMİZ
            Erzincan ve çevresinde halk müziği ürünleri  çok çesitlidir. Deyişler, türküler, ağıtlar, gelin havaları, doğa türküleri yöreyi tümüyle yansıtır. Halk müziğinin çok değişik ritim zenğinliği vardır. 2 ve 4 zamanlı ana usullerin, bunların üçerli biçimlerine sık rastlanır. 5,7,8,9 zamanlı birleşik usullerin değişik tipleriyle, 10 ve 11 zamanlı usullerin tipine uygun ezgiler vardır.
            Erzincan halk müziğinde, Kemaliye'nin ayrı bir yeri vardır. Kemaliye ağzı kendi içinde Abçağa, Teymen, Vank gibi ağız özellikleri gösterir. "Yeşil kurbağalar öter göllerde" adlı uzun hava baçka yörelerde de söylenen ünlü bir ezgidir. "Ala Gözlü" ve "Hoyrat" da tanınmış havalardır.
            Halk Sazları: Bağlama kültürü Erzincan'da yaygındır. Cura ve çöğür denilen sazlar tezenesiz çalınır. Sağ elin  parmak uçları tezene gibi kullanılır. Bu teller üzerinde sıyırarak çalma yöntemine "şelpe" denir.
            Tezeneli sazlardan, bağlama ailesinin tümü kullanılır. Üflemeli sazlardan zurna, Dili­dilsiz kavallarla, dağ köylerinde çığırtma çalınır.
            Erzincan Halk Türkülerinin Sınıflandırılması
            Tören Türküleri: Cezayir, cirit havası, kına havası
            Kırık (Neşeli) Havalar: Akşamın vakti geçti, Başında kara papak, Ben yarime ne yaptırdım, Bu gece uyumamışam, bugün bendir güzel gördüm,  Çay kenarı çim tutar, Evlerinin önü, Geline bak geline, Giderim ben de ben de, Gönü1 verdim bir esmere, Harkımı pakladım, Hayriye, İndim o yarin bağına, Karşı dağın geveni, Kaşların ince ince, Kevengin yollarında, Kırmızı gül­lerin, Küstürdüm barışamam, Köylü Kızı, Nasıl methedeyim sevdiğim seni, Nineler, Odasına gir­dim, Ördek isen göle gel, Şebge'nin kavakları, Şu karşı yaylada, Turnamın kanatları, Üç güzel­ler,
            Hüzünlü Türkülerimiz: Altın taşda incim var, Başı pare pare, Bir nazenim, Bir seher vaktinde, Bugün bir dilbere eyledim ülfet, Çesme senin, Çıkar yücelerden, Ela gözlüm ben bu elden gidersem, Ela gözlerini sevdiğem dilber, Erzincan'da bir kuş var, Eşimden ayrıldım yoktur kara­rım, Gönül kuşu, Huma kuşu yere düştü ölmedi, Kabe'den gelen hacılar, Kadir Mevlam Senden bir dileğim var, Kahbe felek sana nettim neyledim, keklik gibi kanadımı süzmedim, Nasıl yar diyeyim ben böyle yara, Tanrı'dan diledim bu kadar dilek, Vardım Hint eline, Yarim senden ay­rılalı, Zeynep
            Olaylı Türkülerimiz : Ağılın önü kenger, Ana beni bir çocuğa verdiler, Aras kenarının ince dumanı, Ayrıldım sıladan, Cemil, Kemah boğazı kara, Taşa verdim yanımı,..... 
            Mesleki Türkülerimiz : Hamamcı, Saraçlar içinde
            Kahramanlık Türkülerimiz: Aslı kurdoğlu kurt gerek, Yiğidin kiratı,
            Orta Oyunu Türkülerimiz: Ben genç, idim ihtiyara verdiler, Deli kız sinin geliyor,........
           Hikayelerde geçen Türkülerimiz: Arzu ile Kamber, Esman ile Zincan,.....
            Dini Türkülerimiz : Kabe'nin yolları, Şol cennetin ırmakları, Erenler cemine her can giremez, Hakikat bir gizli sırdır, Erzincan semahı,.....
            Mayalar (Uzun Havalar): Ağam bu da naz, Baba der, Aras kenarının ince dumanı, Bacadan aşıyor, Dağlar ağardı kardan, Doktor gelmiş yaralarım bağlıyor, Eğirdim kelep ettim, Erzincan'a girdim ne güzel bağlar, Evlerinin önü kavak, içerden yar içerden, istasyon önünde bir kara bulut, Kuleden gel kuleden, Şu yüce dağları duman kaplamış, Yaradan var, Yıldız,..... 
Yöremiz Türkülerinden Örnekler:
                  KADİR MEVLAM SENDEN BİR DİLEGİM VAR
                  Kadir Mevlam senden bir dileğim var
                  Beni muhannete muhtaç muhtaç eyleme
                  Eğer muhannete muhtaç eylersen
 
Kara denizlere gark eyle beni
Muhannettin suyu dolayı akar
Gezdiği yerleri od olur yakar
İyilik eylersen başına kalkar
 
        Beni muhannete muhtaç eyleme
        Muhannet dediğin zehirden oktur
        Lütfuna kerem et ihsanı çoktur
        Sağ gözün sol göze faydası yoktur
 
 Beni muhannete muhtaç eyleme
BİR SEHER VAKTİNDE
Bir seher vaktinde indim bağlara
Öter seyda bülbül gül yaralanır
Bakmaz mısın sinemdeki yaraya
Derdimi söylesem dil yaralanır
 
            Boş geçirmeyelim gel şu çağları
            Dolanalım sahraları bağları
            Bir gün gazel döker ömrün bağları
            Eser sam yelleri dal yaralanır
 
         DAİMi'yem eder çeşmim giryanı
         Dostun muhabbeti cennet ortağı
         Benim şu dünyada derdim ortağı
         Sazım figan eder tel yaralanır.
 
Uzun Havalar
 
DAĞLAR AĞARDI KARDAN
 
    Dağlar ağardı kardan
   Haber gelmedi yardan
        Ya gel, ya mektup gönder
        Kurtar beni bu dardan.
 Talandı bağ talandı
  Güz geldi baltalandı
     Yetiş Kabrim üstüne,
     Örtüldü, tahtalandı.
 
İÇERDEN YAR İÇERDEN
 
       İçerden yar içerden
       Kes bağrım yar içerden
       Gözüm kapında kaldı
       Çıkmıyor yar içerden
       Dil meze, gerdan meze
       Dil değil dudak meze
       Bilmedim gönül verdim,
       Kadir kıymet bilmeze.
 
DÜĞÜN  ADETLER
 
Evlenme çağına gelen genç erkeklerin anaları, kız aramaya başlar. İstenilecek kız belirlendiğinde, anası ile  yakınlarından bir kaçı kızı görmeye gider. Kızı beğenirlerse, ertesi gün yeniden giderek kızı isterler. Kızı vereceklerse söz kesimi yapılır ve alınacaklar kararlaştırılır. Kız evinde yapılan nişanda yüzükler takılır.
         Köylerimizde düğün yapma adeti canlı olarak devam etmektedir. Düğünden birkaç gün önce kız ve oğlan tarafının ileri gelenleri bir araya gelerek, alışverişyapmaya çıkılır. Buna düğün masrafı  denir. Düğün masrafının tamamını oğlan tarafı karşılar.
 
            Düğünden önce, oğlan evinden kız evine, "tohum davarı" adı verilen esya (yatak, yorgan, halı, sandık gibi) göndererek, kız evinde sergilenecek ceyiz ile birlikte sergilenir. Ayrıca kız ve bir miktar da kuru yemiş gönderilir.
         Geleneksel düğün aşamalarından biri de gelin hamamıdır. Kız ve oğlan evinin yakınları hamama çağrılır.
         Kına gecesinde erkekler ve kadınlar, ayrı ayrı yerlerde eğlenirler. Kına türküleri söyleyerek, eğlenilir.
            Gelinin alınacağı günden birkaç gün önce, kız evinde ceyiz toplanarak değer biçilir.
 
TANDIR
 
Ağız Çapı: 55 cm, taban çapı: 80 cm, Yüksekliği: 100 cm, olan kesik koniyi andıran bir silindir diyebiliriz, Alt tabakda 20 X 20 ebadında küçük bir delik vardır. Buraya KÜVLE denir. Özel Seramik (Tandır Toprağı) ten yapılır. Kuruduktan sonra ev damına veya, ayvana yer seviyesinde gömülür. Gömülme yeri eşilirken, KÜVLE, deliği için o çapta bir kalas tandır ağzından 1 m. mesafelik yere kadar konur, Tandır gömülürken bu kalasın etrafı çökmeyecek tarzda doldurulur. Bilahare, bu kalas çekilip alınır, Tandır yanarken havayı buradan alır. Odunların iyi tutuşması için tandır eğişi ile karıştırılır. Zaman zaman küvle bir bez veya kadınların elbiselerinin etekleri yardımıyla havalandırılır. Tandır yapımı özel bir sanat gerektirmez. Ancak çamurunun çok iyi hasıl edilmesi gerekir, Çamur tam kıvamında olmazsa ,çabuk bozulur. Önce özel yerlerden toprağı getirilir. İyice elenir. İçerisine keçi kılı katılarak çamur yapılır. Bu çamur bir gün bekletilir. Ertesi gün tekrar yoğrulur. Tandırın alt kenar çemberi yere çizilir. Çamur, 7 -8 cm kalınlığında ve çapı dolanacak kalınlıkta silindir şekline getirilir. Çizilen çizgi üzerine düzgün bir şekilde yerleştirilir. Bu silindirler yeniden yapıldıkça ilk halka üzerine konur. Ölçülerin formda olması için ağız çapı ile taban çapı bir sopa ile daima kontrol edilir. Her çamur silindir diğerinin üzerine konuldukça araları kendi çamuru ile hem içten hem de dıştan doldurulur. Zaman zaman kurumaya bırakılır, tekrar örtülür. Hepsi birden örülmeye kalkılırsa tandır yamuklaşır hatta çöker. En son olarak GÖG denilen ağız kısmı yapılır. 7- 8 cm. dışa taşkın bir hal alır. Zamanla kırılmamasını ve üzerine konulacak malzemeleri taşıması için yapılmıştır. Böylece tandır tamamlanmış olur. Ancak daha tam kurumadan belli bir kıvamda LÖĞÜN yapılır. löğün tandırın içinden yapılır. Bir kişi tandırın içine girer, eline bir taş alır, usulüne göre tandıra sürerek onu tesviye eder. Tandır, bu tesviye anında bir nevi parlaklık da kazanır. Löğün ne Kadar hassas yapılırsa, tandır o kadar iyi ekmek, kete, gılik , oğlik peksimet vb. pişirir. Löğün iyi olmazsa bilhassa kete- peksimet , pek iyi pişmez, Hatta tandıra ilk vurulurken tutmaz.
Löğün işi, bittikten sonra gömülecek yeri eşilir. Buraya ta toprak seviyesinde gömülür. Yakmak için yapılacak iş hesaba katılır, HAMUR TANDIRI ve GÜN TANDIRI diye isimlendirilir. Hamur tandırında kalın ve kuvvetli odun, gün tandırında ise banyo için, su ısıtmak, bir takım yemekleri pişirmek maksadıyla daha az enerji ve kalorisi olan yakacaklar yakılır. TANDIR yanarken üzerine HATIRCEK Denilen artı (+) veya çarpı (X) işareti şeklini alabilen bir demir konur. Kapkacak bunun üzerine yerleştirilir. Tandır yanarken yemekler burada pişer, Tam pişmemiş olanlar da egişlerle tandıra (dibine kalan ateş üzerine) bir sac ayağı yerleştirildikten sonra buraya konur ve burada pişer ki, bu genelde Fasulye, Keşkek, Gendime Pilavı, Gendime Çorbası, Paça diğer et yemekleri, ayrıca Su Böreği, Baklava, Sarığı, burma, Lokma vs. Hamur işleri dışında tandırda güveç de pişirilir.
Ekmeklerimiz tandırda pişirilir. Günlük ekmeği, Lavaş, Değirmi Ekmek, El Ekmeği, Gılik, Loğlik diye isimlendirebiliriz. Bunlardan gılik ve loğlik çabuk bayatladığı için az yapılır. En fazla iki günlük olur. Fakat lavaş ve değirmi ekmekler 10-15 hatta 20 günlük yapılır. Bayatladığı zaman sofra bezinin arasına suçilenerek üst üste konur. Sonra üst üste kapatılır. 20-25 dakika bekledikten sonra taze pişmiş gibi yumuşacık olarak yenir. Bunlar dışında özel olarak sabah kahvaltılarında yenmek üzere, kete ve peksimet yapılır. Tabi bunlarda tandırda pişirilir.
EKMEK YAPIMI
 
Ocak üzerine el kazanı ile ısınması için su konur. Hamur teknesi, un, ekşi hamur (Maya olarak kullanılır), Maşrapa, Tekne Egişi, ince elek, Sofra bezi hazırlanır. Sofra bezinin üzerine hamur teknesi konur. Un ince elekle tekne içerisine elenir. Elenen un teknenin bir tarafına yığılır. Kalın boş kısımda yeterince tuz, ve ekşi hamur iyice eritilir. Sonra elenen un yoğrulmaya başlanır. Yoğurma işleminde ve ekşi hamur iyice eritilir. Sonra elenen un yoğrulmaya başlanır. Yoğurma işlemine hamur tam kıvamına gelene kadar devam edilir. Daha sonra tekne egişi ile dirsekten itibaren hamur olan ellerle teknenin etrafı kazınır. Üzeri kapatılarak ekşimeye (Mayalanmaya) bırakılır. Mayalanmaya yüz tutar tutmaz tandır, kalorisi bol olan odunlarla yakılarak iyice tav aldırılır. Tandır yanmakta iken Dastar (Hamur Topakları Örtüsü) açılır. Hamur Küntlenmeğe başlanır. (Küntlemek: Topak Yapmak). Bütün hamur küntlendikten sonra üzerleri örtülür. Tandırda ki odunlar yandıktan sonra Parduç bezi ile tandırın isleri silinir. O zamana kadar artık küntler kırkır'a (açılacak kıvama)gelmiştir. Tandır başına sofra bezi, hamur tahtası, merdane, rapata ve egiş getirilir. Ayrıca bir tabakla da su konur. Tandırda tutmayan ekmeklerin arkasına elle sürülür. İyi yapışmasını sağlar. Ekmeği açacak kişi bir tepsi ile küntleri yanına alır. Tahta üzerine biraz un serptikten sonra, küntü kor merdane ile açarak yufka haline getirir. Ekmeği pişiren kişi ise, rapata ile (ellerinin üzerinde iyice açıp, incelttiği yufkayı rapatanın üzerine serer.) birlikte tandıra yapıştırır. Ekmek yapışınca rapatayı geri alır. Yoğrulan hamur bitene kadar bu işlem devam eder. Oval şeklinde yapılan ekmeğe lavaş, yuvarlak şekilde yapılan ekmeğe ise değirmi ekmek denir. Bunun bir sayısı yoktu. Pişirici, yorulunca ekmeği çok çarpmasın diye değirmi ekmek yapar. Gılik, loğlik ve el ekmeği için özel bir hamur yoktur.
Hamur pişirici hamur topağını eli ile hafif bastırır. Gerek eliyle gerekse rapatayla tandıra vurursa buna GILİK denir. (İçine ceviz veya bir parça tereyağı konur) hamur bir şey katmadan oval bir şekilde tandıra vurursak buna loğlik, topağı iyice yassıltarak vurursa buna da el ekmeği denir. (Loğlik arasına ceviz de konur)
BÜRYAN YAPIMI
 
Koyun kesilip temizlendikten sonra , dört ayağı birbirine geçirilir. Biraz soğuduktan sonra bir kaç yerinden delinir. Üzerine yoğurt sürülür. Bacaklara bir demir geçirilerek tandıra asılır. Tandıra bir el kazanı veya büyük bir tencerede bulgur pilavı konur. Akan,yağlar bu pilava aksın diye boynu ayrıca kırılır. Tandıra asıldıktan sonra tandırın ağzı bir saçla kapatılıp, tandırın etrafı, küvlesi ve sacın etrafı çamurla sıvanır. Sac üzerine ayrıca aynı çamurdan bir kilo kadar topak konur. Bu topak kuruyunca büryanın yemeğe hazır olduğu anlaşılır, Fazla pişerse kurur yenmez. Az pişerse lezzeti olmaz. İsteyen pilavla, isteyen yalnız etinden yer.
KEŞKEK YAPIMI
 
Gendimeden yapılır. Kemiksiz et olması tercih edilir. Hele üç dört adet keklik olursa bunun keşkeğine Doyum olmaz. Bir etli pilav için her şey hazırlanır. Den olarak gendime konur. Çok fazla pişirilir. (Tandırda yapılması daha iyi olur) Etler kemiksiz olduğu için iyice ezilmiştir. Tam ezilen denler yeniden bir kaşık arkasıyla Çarpıla çarpıla macun haline getirilir. Sıcak yenecekse üzerine tereyağı dökülür. Soğuk olarak yenmesi tercih edilir. Bunun için bir tepsiye boşaltılır. Soğumaya bırakılır. Bir gün de bekletilir. Ertesi gün hafif ateşte ısıtılır. Tepside ters çevrilir. Çok az daha ısıtılır. Tandır ekmeği, soğan eşliğinde yenir.
EKMEK ISLATMASI
 
Ekmek bir tepsiye doğranır. Üzerine salça ile kavurma, bol kuru soğan, yumurta kırılarak pişirilen karışım dökülür. Servis yapılır.
KELECOS
 
Fetir (Maya' sız) saç ekmeği yapılır. Bir tepsiye doğranır. Üzerine kavurma, salça, soğan (Soharıç) konulduktan sonra bolca kurut ezilip dökülür. (Kurut: Çökeleğin kurutulmuşudur ) Ayrıca bolca ceviz içi dökülür.
YUMURTA BORANI
 
Tandır ekmeği doğranır. Üzerine haşlanmış yumurta ile yoğurt dökülerek servis yapılır.
DÜĞÜN YEMEKLERİ
 
İki türlü yemek verilir.
 
1-Babukko, yanında yarma çorbası, hoşaf
2-Ufak Yemek: Bamya, yaprak dolması, üzüm kasefesi, hoşaf, pilav, börek, sarığıburma, baklava, zerde, kuzu dolması, kaburga dır.
Babukko verilince ufak yemek verilmez. Yemek protokolü: Önce çorba, sonra da babukko ile hoşaf birlikte verilir.
Bir Aylık, veya 15 günlük kavurma yapılırsa buna Zifir denir.
HAŞIL
 
Sütlü haşıl, pekmezli haşıl, ballı haşıl ve yağlı haşıl olmak üzere dörde ayrılır.
Sütlü Haşıl
Aş yarmasının ufağından bir miktar alınır, biraz piştikten sonra üzerine un ilave edilerek biraz daha karıştırılarak pişirilir. Marmelat haline geldiğinde, biraz soğutularak üzerine süt dökülür ve servis yapılır.
Ballı Pekmezliği ve Yağlı Haşıllar
Kaynayan suya un katılır. Marmelat haline gelinceye kadar pişirilir. Ocaktan alınır. Soğumaya bırakılır, soğuduktan sonra tabaklara konur. İsteyen bal, isteyen pekmez, isteyen de yağ dökerek yer.
KAYGANA
 
Üç dört tane yumurta, yarım kilo süt ve un marmelat kıvamında yoğrulur. Tavada yağ kızdırılır. Ocaktan geri alınır. Yapılan hamurdan kaşıkla alınarak tavaya konur ve daire şeklinde dağıtılır. Tekrar ocağa konur. İyice kızarıncaya kadar pişirilir. Servis yapılır.
BİŞİ
 
Genellikle hamur (Ekmek Yapımı) günlerinde pişirilir. Ekmek için hazırlanmış künt (topak) lar dan bir kaç tane alınır. Un ile biraz yassıltılarak tava içinde kızdırılmış yağda iyice kızarıncaya kadar pişirilir.
MAKARNA
 
          Çorba hamuru gibi çok koyu hamur yapılır. Bunlar tabaklara ayrılarak tahta üzerinde oklava ile açılır. Açılan yufkalar üst üste konularak, 5 cm genişliğinde parçalara ayrılır. Sonra yeniden üst üste konularak 3 -4 mm genişliğinde doğranır. Kaynayan suda iyice haşlandıktan sonra iliştir (Kevgir) den süzülür. Bir tepsiye konur. Kaşığın sapı ile alt üst edilir. Biraz soğuduktan sonra, isteyen üzerine salçalı kıyma, pul biber, isteyen de dağlanmış yağ ve peynir dökerek yer.
ERİŞTE
 
Günlük ve kışlık olarak yapılır. Kışlık yapılan su ve un yoğrulur. Fazlaca yapıldığından yoğrulması zor olur. Bunun için, hamur testlere konur. Üzerine beyaz bir örtü serilir. Ayaklarla çiğnenerek, kıvama getirilir. Daha sonra yumurtadan büyük parçalara ayrılarak oklava ile açılır. 2 -3 mm. kalınlığında kesilir. Kurutulmaya bırakılır. Kuruduktan sonra tenekelerde saklanır. Günlük yapılırsa az olduğundan elle yoğrulur. Aynı işlemlerden sonra kaynayan suda haşlanır. Kevgirden süzülerek tepsiye konur ve tereyağı ile yağlanarak servis yapılır. Kışlık erişte de aynı şekilde pişirilir.
EL BÖREĞİ
 
Hamuru süt, yumurta ve yağ ile yoğrulur. Ceviz büyüklüğünde topaklara ayrılır. Oklava ile açılır. Arasına peynir ve maydanoz karışımı konursa peynirli el böreği, kıyma konursa kıymalı el böreği denir. Bilahare bunlar tereyağında kızartılarak servis yapılır.
ÇÖKELİKLİ
 
Su, tuz ve un yoğrulur. Yumurtadan büyük topaklara ayrılır. Oklavayla açılır. Arasına bolca çökelik konur. Sonra sac üzerinde pişirilir, Tereyağı ile yağlandıktan sonra servis yapılır .
LÜLE BAKLAVA
 
Bir bardak süt, bir bardak 'da tereyağı ile un yoğrulur. Kulak memesi yumuşaklığında olan hamur yarım saat dinlendirilir. Yumurtanın sarısı kadar yuvarlaklara ayrılır. Çok ince olarak oklava yardımı ile açılır. Açılan yufka kalın bir oklavaya sarılır. Sarıldıktan sonra her iki baştan ortada toplanacak şekilde büzülür. Sonra tepsiye dizilir. Üzerine kızgın yağ döküldükten sonra her iki baştan ortada toplanacak şekilde büzülür. Sonra tepsiye dizilir. Üzerine kızgın yağ döküldükten sonra fırına konur. Çok az pembeleşince fırından alınır. Üzerine pudra şekeri serpilir.
LOKUM
 
250 GR. yağ elde sıvı hale gelinceye kadar yoğrulur, Bir yumurta, bir yemek kaşığı yoğurt, bir yemek kaşığı limon suyu unla kulak, memesi yumuşaklığında yoğrulur. Bu hamur tepsiye konur. Fırına verilir. Piştikten sonra üzerine pudra şekeri serpilir.
HELVA
 
Yarım kilo tereyağı yeteri kadar unla karıştırılır bir kapta yoğrulur. Kızarıncaya kadar kavrulduktan sonra bir bardak sütte şeker ezilir. Helva tencerenin bir kenarına alınır. Hazırlanan sütlü şeker tavanın boş kenarına dökülür. Kaynamaya başlayınca ateş söndürülür. Bu defa her ikisi karıştırılıp dinlenmeye bırakılır. Daha sonra tabaklara konur.
MANTI
 
Un normal tuz ve su ile katı olarak yoğrulur. Kabarana kadar yoğurmaya devam edilir. İki yumurta büyüklüğünde yumaklara ayrılır. Oklava yardımı ile normal şekilde açılır. Kare şeklinde parçalara ayrılır. Aralarına hazırlanmış olan malzeme (Kıyma, maydanoz, soğan, kırmızı ve karabiber) kare yufkaların içine konur. Dört ucu bir araya getirilerek bağlanır. Kaynayan suda haşlanır. Kevgirden süzüldükten sonra tabaklara alınır. Sarımsaklı yoğurt ile servis yapılır.
HAMUR BORANI
 
 Mantı hamurudur. Yufkalar açıldıktan sonra üst üste konur. 5 cm. genişliğinde parçalara ayrılır. Bu parçalar gene toplu olarak üçgen şeklinde kesilir. Kaynayan suda haşlanır. Kevgirden süzüldükten sonra tabaklara alınır. Sarımsaklı yoğurt ile servis yapılır. Üzerine yağ dökülür.
ŞİRİN
 
Su, tuz ve un birlikte yoğrulur. Yumurta büyüklüğünde topaklara ayrılır. Hamur mayasız olur ki buna fetir denir. Yufkalar açılır. Sac üzerinde pişirilir. Kalın bir örtü içerisinde bekletilir. Daha sonra yufkalar iki parmak genişliğinde katlanır. Birer parmak genişliğinde bıçakla kesilerek tepsiye dizilir. Üzerine bal ve yağ dökülürse “Ballı Şirin”, sarımsaklı yoğurt dökülürse buna da “Yoğurtlu Şirin” denir.
BABUKKO
 
Su, tuz ve un karıştırılarak yoğrulur. Ancak hamur çok koyu olması gerekir ki bunu yoğurmaya kadınların pek gücü yetmediği için erkekler tarafından yoğrulur. Yoğurma kıvama gelinceye kadar devam eder. Buna hasıl ekmek denir. Tam hasıl olduktan sonra 3-4 kiloluk topaklara ayrılır. Bunlar gene erkekler tarafından tandıra vurulur. Bazen de özel ocak yapılarak ocağa gömülür. Piştikten sonra normal sıcaklıkta soğumaya bırakılır. Kabuk kısmı bıçakla çıkarılır. İç kısmı başka bir tepsiye konur. Biraz daha soğuduktan sonra üç-beş kişi bu içi ufalamaya başlar. Bu iç tam et bulguru inceliğinde ufalanır. Yeniden bir tepsiye konur. Üzerine kurut (Çökelik Kurusu) ezilerek dökülür. Tam ortasına bir çukur açılır. Buraya oldukça bol tereyağı dökülür. Aynı kaptan yenir. Bazen de kabuk tencere şeklinde içi boşaltılır. İç buna dökülür. Sonra kurut ve tereyağı dökülerek yenir. Eski düğünlerin en gözde yemeğidir. Bunun yanında Yarma çorbası. sonra da babukko ile armut hoşafı birlikte verilir.
SİGARA BÖREĞİ
 
Un, yağ, yumurta, sütle yoğrulur. Yumurta kadar topaklara ayrılır. Oklava ile açıldıktan sonra yufkalar üçe bölünür. Aralarına kıyma konulursa kıymalı, peynir konulursa  peynirli, patates konulursa patatesli sigara böreği denir. Bunlar yağda kızartılır.
LOKMA VE TULUMBA TATLILARI
 
Bunların her ikisinin de hamuru aynı olur. Hamur kaşıkla alınıp tavaya konursa lokma tatlısı, bir makinadan konulursa buna da tulumba tatlısı denir. Bundan başka bohça tatlısı da yapılır ki bununda hamuru aynıdır. Yağ, süt, yumurta ile un yoğrulur. Dinlendikten sonra tavada kızartılır. Üzerlerine kestirilmiş şeker dökülür. Ancak bohça tatlısı ceviz kadar alınarak açılan yufka karelere bölünür. 10 cm kadar olan karelerin içine ceviz konularak köşelerinde bohça gibi kıvrılır. Kızartıldıktan sonra üzerine kestirilmiş şeker dökülür.
KESME ÇORBA (Un Çorbası)
 
Tuz ve su ile un koyuca yoğrulur. Çokça yoğrularak kıvama getirilir. Bıçakla kesilerek topak yapılır. Bunlar oklava ile normal kalınlıkta açılır. Yufkalar un yardımı ile üst üste konur. Bunlar 5 cm genişliğinde parçalara ayrıldıktan sonra, erişte gibi fakat daha genişçe doğranır. Tencerede soharıç yapılır. (Kavurma, soğan, salça, kızarıncaya kadar kavrulur). Yarım tencere su konur, yeterince tuz atılır. Su kaynayınca kesilen hamur suda tam pişene kadar kaynatılır. Kaynarken maydanoz doğranır. Ocaktan alınır. 5- 1O dakika bekletildikten sonra nane ilave edilir. Daha sonra dövülmüş iç sarımsak konur. Bunu müteakip ayran katılıp karıştırılır. Servis yapılır.
KUZU DOLMASI
 
Pilavlık pirinç hazırlanır. Pirinç içine biraz kuş üzümü ve fıstık konur. Pilavda kullanılan diğer salça, tuz, biber karabiber gibi malzemeler karıştırılıp kuzunun içine doldurulur. Kuzunun karın zarlarından dikilir. Bir el kazanında haşlandıktan sonra tandırda kızartılır.
ZERDE
 
Önce nohudun haşlanarak kabuğu alınır. Bildiğimiz pilavın malzemesine katılır. Birlikte pişirilir. Üzerine üzüm kasefesi dökülür. servis yapılır.
KABURGA
 
Kuş üzümlü etli pilav (yalnız pirinçten yapılır) pişirilir. İçerisine fıstık ve nohut (kabuğu alınarak) konur.
EKŞİLİ
 
Bir nevi bulgur çorbası olup, içerisine ekşi sebze ve meyvelerden katılarak pişirilir. (Karamuk yaprağı, aluça (erik), kara erik kurusu (tamas kurusu)). Genellikle her hamur günü mutlaka pişirilir. Taze ekmekle çok daha lezzetli olduğu için o gün yapılması tercih edilir. Önce ekmek bir tepsiye doğranır. Üzerine pişirilen bu ekşili yemeği dökülür. Servis yapılır.
KAPAMA
 
Bildiğimiz (bulgur) pilav malzemesi hazırlanır. İçerisine yeşil fasulye kurusu konursa lövlez kapama, taze kabak (kışlık kabak) katılırsa kabak kapaması denir. Üzerine mutlaka tereyağı ekilir.
BAMYA
 
Önce temizlenir. Suda haşlanır. Suyu süzülür. Hazırlanmış et ve et suyuna konur. Tavada eritilmiş tereyağıyla salça katılır. Biber, süs biberi, limon veya limon tuzu katılır. Piştikten sonra servis yapılır. Yeşil fasulye türlü patates yemeklerinin önce soharıç yapılır. Sonra etle pişirilir. Diğer yemeklerimize önce soharıç yapılır. Bunlar bulgur, pirinç karıştırılarak pişirilir.
KETE VE PEKSİMET YAPIMI
 
Bunun (Ketenin) hamuru özel olarak hazırlanır. Ayrıca un ve tereyağının yoğrulmasından birde iç hazırlanır. Ketenin hamuru süt ve yağ ile yoğrulur. Kabarması için biraz karbonat katılır. Hamur fazla yoğrulmaz. Üzeri güzelce örtülür. Mayalanınca gene hamur tahtası ve sofra bezi getirilir. Oklava hazır bulundurulur. Hamur topak halinde kesilir. Tahta üzerinde biraz yoğrulduktan sonra oklava yardımıyla unlanarak incecik bir yufka halinde açılır. Acılan hamur ikiye katlanır. Arasına hazırlanan içten konur. Bu da iki üç kat tekrar katlandıktan sonra rulo haline getirilir. Üzerine yumurta sürülerek tandıra vurulur.
BÖREK YAPIMI
 
Bir kepçe yoğurt, 4 adet yumurta, yarım kepçeden az su hazırlanır. Bu malzeme un ile karıştırılır. Hamur kabarana kadar yoğrulmaya devam edilir. Yumurtadan küçük topaklara ayrılır. Yarım saat dinlendikten sonra, sofra tahtası üzerinde oklava ile çok ince açılır. Pişirilecek tepsi önceden yağlanır. Bu yağın üzerine açılan yufkalarda bir tane tam olarak konur. Diğer yufkalar kaynayan suda haşlanır. Ancak haşlanan yufkalar önceden ikiye bölünür. Haşlanan bu yarım yufkalar kevgirle alınır. Suyu süzüldükten sonra tepsiye konur. Yiyecek kişi sayısına göre yufkalar 8 -10 -12 adet olur. Yufkalar tam yarı olunca arasına peynir, maydanoz ve tekrar yağ konur. Bunun üzerine haşlanmamış tam yufka konur. Yufkaların diğer yarıları da haşlanıp tepsiye dizildikten sonra yağlanarak pişirilir.
BAKLAVA YAPIMI
 
Bir bardak su, bir bardaktan biraz az yağ, iki limon suyu ve çok az da tuz hazırlanır. Un ile karıştırılır. Yarım saat dinlendikten sonra fındık büyüklüğünde topaklar yapılır. Hamuru fazla yorulmaz fındık büyüklüğünde ki topakların beş tanesi tekrar bir topak haline getirilir. Yufkaların mümkün olduğu kadar ince açılması gerekir. Hazırlanan yufkalar tepsiye serilir. Topak sayısı yarı olunca ortasına bol ceviz ekilir. Kalan yufkalar tekrar tepsiye serilir. Henüz pişmeden eşkenar dörtgen şeklinde kesilir. Hafif yağlanarak pişmeye bırakılır. Pembeleşmeye başlayınca fırından alınıp yarım kilo kadar tereyağı dumanı çıkacak kadar dağlandıktan sonra tepsinin üzerine dökülür. Tekrar fırına konur ve 5 dakika sonra alınır.
SARIĞIBURMA YAPIMI
 
Bir yumurta, bir bardak su, yarım bardak tereyağı ile yoğrulur. Kulak memesi yumuşaklığında yoğrulan hamur yarım saat dinlendirilir. Dinlenen hamurdan yumurta büyüklüğünde topaklar yapılır. Sonra çok ince olarak açılır. Yufka arasına bolca ceviz konur. Sarık şeklinde bükülerek tepsiye konur. Fırına koymadan evvel kızgın yağ dökülür. Sonra fırına konur. Fırından alınır. Soğumaya bırakılır. Tam soğuduktan sonra üzerine kestirilmiş şeker tatlısı dökülür.
BUĞDAY KAVUDU
 
1 Teneke kadar buğday önce Sac içinde kavrulur. Bu halde iken kavurga olarak kullanılır. Buna bazen süt de katılır. Buna da sütlü kavurga denir. Kavurga taze taze yenir. Kavrulmuş buğday değirmene götürülür. Un yapılır. Bez torbalarda saklanır. Kışın veya diğeri zamanlarda çeşit olsun diye yenecek kadar bir tepsiye konur. Biraz süt pişirilir. Sütle yoğrulur. Oldukça koyu olarak yoğurmaya dikkat edilir. Topak topak yapılarak taze taze yenir.
NOHUT KAVUDU
 
Nohut kavrulduktan sonra buğday gibi aynı işlemlere tutulur.
ARMUT KAVUDU
 
Dağ armudu (ahlat) kesilerek kurutulur. Değirmende un yapılır. Süt ile topak yapılarak yenir.
PEYNİR MAYASI
 
Davar siirdeni, gendime, bağa yaprağı ve maya otu bir kapta kaynatılır.Küçük bir küpte bekletilir. Bir hafta veya on gün sonra peynir mayası oluşur. İyice süzülür. Şişe veya küpte saklanır. Mayalanan süt bir saat sonra peynire dönüşür. İnce bez torbalar dökülür. Üzerine bir ağırlık konularak süzülmeye bırakılır. Tam suyu çıktıktan sonra dilimlenip, tuzlanarak tenekelere veya küplere konur. Buna Salamura Peynir denir. Peynir, çökelik ve biraz da yağ katılarak iyice yoğrulur. Biraz bekledikten sonra derilere hava almayacak şekilde basılır. Buna da Tulum Peyniri denir. Peynir henüz süzeklere alınmadan özel kokulu ve lezzetli peynir otu katılır. Sonra süzülmeye bırakılır. Buna da Otlu Peynir denir. Peynir süzülmeden devamlı elle karıştırılıp, kelep haline getirilir. Buna da Civil Peynir denir

 

Ana Sayfa   Hacc Ibadetlerim   Öz Gecmisim   Sairler   Torunlarim   Tercan   Linkler   Sile   Yunus E.Camii